Ana Sayfa Blog Sayfa 8

Doğal İlaçlar: Zeytin

0

 

Yeşil zeytin çok besleyicidir ve hazmı siyah zeytinden daha kolaydır. Doğal hazırlanmış salamura yeşil zeytin karışık yemeklerin zararını azaltır. Sirke ruhu veya sitrik asit ile hazırlanmış yeşil zeytin ise zehirlidir, ondan sakınmak gerekir. (“Sirke” bölümüne bakınız.)

Siyahlaştırma işlemi görmüş ve sirke ruhu veya sitrik asit ile hazırlanmış siyah zeytinin midede hazmı zordur. Böyle zeytinler dalak hastalıklarına, psikolojik dengesizliklere neden olur. Doğal salamura siyah zeytini ve sele zeytinini suyla yıkayıp yemek gerekir. Zeytin, iştah açar, mideyi kuvvetlendirir, yüksek tansiyonu ve kandaki şeker miktarını düşürür.

Hülasa
Her insan farklı bir mizaca sahip olduğu için kendi mizacına uygun yemekleri ve davranışları seçer. Doğal yaşayan insan mutlaka doğru seçim yapar. Mizacı bozmamak için doğuştan itibaren doğal istekleri takip etmek gerekir. Normal doğumla dünyaya gelen, 2 yaşma kadar emzirilen çocukların istekleri doğaldır ve mizaçlarına zararlı yiyecekleri asla ağızlarına almazlar, yüzlerini çevirirler. Ancak anne-baba ve çevredekiler çocukların isteklerini, sistematik olarak kendi isteklerine uydurmaya çalışarak, çocukları doğal davranış ve isteklerden uzaklaştırırlar. Doğal olmayan bütün hazır, katkılı yiyecekler, beslenme kurallarının ihlali, doğal olmayan oturma pozisyonları, ıslak mendil, pişik kremi ve hazır bez kullanımı doğal istekleri zararlı alışkanlıklara dönüştürür. Tüm bunlar insanı, mizaca uygun olmayan yemek seçimine, derin mizaç değişimlerine ve hastalıklara sürükler. Bu şartlar altında isteği takip etmek hastalık uçurumuna doğru gitmek demektir.
Böyle bir durumda insan mizacının özelliklerini açığa çıkartabilmek için, vücudu temizlemek ve açlık yapmak gerekir. Aç kalan insanın koku, tat alma yeteneği, istekleri canlanır ve doğallaşır Mizaç özellikleri yeniden ortaya çıkar. İnsan ilginç bir şekilde doğal zeytinyağı, soğan, sarımsak, yeşillik, meyve, kısacası sadece sağlığa faydalı ve mizacına uygun yemekleri istemeye, ancak katkılı yiyecekler, içecekler ve suni aromalardan iğrenmeye başlar. İşte o zaman insan yemek konusunda en doğru seçimi yapabilir. Yiyecekleri doğru seçebilen insanın fikirleri ve davranışları da değişir.
Meyve, sebze, baharat ve bitki çeşitleri doğal olup, doğru seçildiğinde, onlar sadece yemek değil, aynı zamanda hastalıklara karşı birer ilaç hükmündedir. Yukarıda, en faydalı yiyeceklerin bir kısmının sunulduğu listeden mizaca uygun olanlar seçilebilir. Büyük alimler bitki ve hayvanların zikrini işitir, hangi bitkinin zikri vücuttaki hangi organın zikriyle uyuşuyorsa o bitkinin o organ için şifalı olduğunu anlarlardı. Yani, bitkiler organların zikrini düzeltmede yardımcı olabilir. Bu konuda Peygamberimizin (s.a.v.) ilminin, gelmiş geçmiş ve gelecek alimlerin ilminden daha üstün olduğunda zerre kadar şüphe yoktur. Peygamberimiz “Benim nazarımda, bal gibi şifa yoktur” buyurmuşsa, hastalıklarda bal kullanmak en akıllıca seçim olacaktır. Ancak insana faydalı olanın etrafına mutlaka bir tuzak kurulmuştur ve bu tuzak faydalıyı faydasız veya zararlıya çevirmektedir. Mesela, bala hile karıştırmak, meyve, sebze, tahıl ve baklagillerin genetiğini değiştirmek, yağları hidrojenize etmek ve içine katkı maddeleri katmak bu tuzaklardan sadece bir kaçıdır. Bu tuzaklardan kendini koruyabilen, yani yiyeceğini kendisi üreten, doğal gıda üretimini teşvik eden ve yalnız bunları kullanan Allah’ın izniyle, sıhhat bulur.

Bu yazı Dr.Aidin Salih’in Gerçek Tıp adlı eserinden alıntılanmıştır.

Dr.Türkan Peker’in Aidin Salih Hakkındaki Görüşleri

1

Gerçek bir hekim olan Aidin Hocam’ı 2009’un Ocak ayında Ankara’da verdiği seminerle tanıdım. O gün hayatımın dönüm noktası oldu. Kendinden emin, vakur bir duruşu vardı ve söylediği her şey çok etkileyiciydi; en azından benim için, çünkü o gün söylenenlere itiraz edenler de çok olmuştu.

O sıralarda sağlık ocağı hekimliği yapmaktaydım (hekimlik denirse), ertesi gün Aidin Hocamın yanına gittim ve ‘artık ben nasıl bunları bile bile ilaç yazacağım’ dedim. Kısa ve net olarak ‘yazamazsınız’ dedi. Hacamatı öğrenmemi tavsiye etti, çünkü bir hekimin mutlaka hacamatı bilmesi gerektiğini söylerdi.

Ondan çok şey öğrendim, en başta gerçek mü’min nasıl olmalı, dünyaya ve olaylara nasıl bir bakış açısıyla bakmalı, Kur’an-ı Kerimi nasıl anlamalı, gerçek bir hekim nasıl olmalı gibi… Çünkü o hikmet sahibi gerçek bir İslam Tıbbı hekimiydi.

Onda gördüğüm ve etkilendiğim başka bir husus da hayatının her alanında, insanlarla münasebetten yemek adabına kadar her konuda, Peygamber Efendimiz (s.a.v)’in sünnetine uymaya özen göstermesiydi.

Gözleri her zaman ışıl ışıldı, insanın içine işleyen derin ve anlamlı bakışları vardı, kalbinizden geçeni anladığını zannederdiniz. Hastalarına da aynı şekilde bakar, hikmetli bir arayışla hastalığın sebebini anlamaya çalışırdı. Bir gün bir hastasına derdinin insanların sağlığı değil, imanı olduğunu, bu devirde insanların farkında olmadan imanlarını kaybettiklerini, bunun için insanları uyarmaya çalıştığını söylemişti. Asıl derdi iman kurtarmaktı, Müslümanları düştükleri bu aymazlıktan uyandırmak ve onları şuurlandırmaktı. İnsanın tek düşmanının şeytan olduğunu söylerdi ve mücahide hocam şeytanın hilelerini, tuzaklarını insanlara anlatmaya, onları uyarmaya çalıştı ömrünün sonuna kadar. Onun için bildiği her şeyi anlatmaya çalıştı, gerek İstanbul’da verdiği derslerle gerekse il il dolaşarak verdiği seminer ve konferanslarla daha çok kişiye ulaşmaya çalıştı. Onun yaşıtları evlerinde istirahat ederken o durmak yorulmak bilmeden mücadele etti.

Hayatı gibi ölümüyle de bize çok güzel bir örnek oldu, Allah (C.C.) bizlere de onun gibi anlamlı bir hayat ve temiz bir ölüm nasip etsin. Şimdi ise onun talebeleri olarak onun misyonunu birlik içinde sürdürmeye çalışacağız inşallah. Allah (C.C.) ondan razı olsun, çok sevdiği Peygamber Efendimize komşu eylesin (kişi sevdiğiyle beraberdir.)

Dr. Türkan Peker

Chamtrails ve Gizli Nüfus Kontrol Operasyonları

0

 

Türkiye 1990 yılından bu yana ilaçlanıyor… Bu bir çok yurt içi ve yurt dışı kaynaklı İnternet sitesinde yer alan, bir çok TV programına konu olmuş, bir çok araştırmacı tarafından araştırılan ve bu ilaçlanmanın dolaylı bir nüfus kontrol operasyonu olduğu söylenen önemli bir iddia…

Uçak motorlarından çıkan beyaz toz bulutları bazılarına göre buhar veya buz kristalleri…

Uçak motorlarından çıkan buz kristalleri yaklaşık olarak 10 ile 30 saniye arasında dağılıyor. Ama ilaçlama yapan Chamtrail gazları bazen saatlerce dağılmıyor ve havada adeta bulutların durduğu gibi durmaya devam ediyor.

Uçaklardan dağılan bu toz bulutları Contrails’dir…

Örneğin Türkiye’de de gösteri yapan savaş uçakları kuyruk kısmından gaz bırakır ama bunlar kısa sürede dağılır. Bunlar Contrails gazlarıdır…

Contrail gazları uçağın istikameti yönünde oluşur ama Chamtrail ise bırakıldıktan sonra dağınık bir hal alır. Uzun süre dağılmadığı için kilometrelerce giden bir çizgi oluşturur.

Yeni Zelanda da 1989 yılında bir spreyleme oldu. Radara dahi yakalanmayan uçağın nereden kalktığı tespit edilemedi. Uçağın bıraktığı gazlar laboratuar testinden geçti ve Baryum, Aliminyum ve Dibromid isimli kimyasallar tespit edildi.

Daha sonra Körfez savaşında ABD askerlerinin pek çoğu rahatsızlandı ve ilginç bir şekilde Dibromid maddesine maruz kaldıkları anlaşıldı. ABD Rusya’dan şüpheleniyordu ve Dibromid maddesi ışıkta ve nemde çok hızlı salınım sağlıyor ve en küçük etkisi akciğer sorunu en büyük etkisi ise kansere yol açıyordu.

Türkiye’de kanser oranı 2013 yılında 243 bin kişiyi bulduğu açıklandı…

Diğer bir konu Alzheimer hastalığı Aliminyum parçacıkları çözülüp Nano Aliminyum hastalığına sebep oluyor. Bu Chamtrail aslında iklim mühendisliği projesidir. İsrail’de, Tel Aviv’e bu konuda araştırma yapan özel bürolar vardır. İklim koşullarını kendilerine faydalı olacak şekilde değiştirmek için çalışır.

Uzun süre insanlara “Küresel Isınma Tehlikesi” diye bir riskten bahsettiler. Birleşmiş Milletler’e bağlı kurum var IPCC, bu kurum uluslararası iklim değişikliği üzerine faaliyet gösteriyor. Faaliyet alanı küresel ısınmanın önüne geçebilmek için Jeomühendislik faaliyetleri. Amerikan Bilim Geliştirme kurumu Şubat 2010’da San Diego’da bir toplantı düzenledi.

Toplantıda bir karar alındı, bu karara göre atmosfere güneş ışınlarını tersine çevirmek ayna görevi gördürmek için iyon bulutları oluşturan Baryum gazi salgılanacak yani spreyleme yapılacaktı.

ABD Başkanı Obama’nın CFR (Dış İlişkiler Konseyi) örgütüne üye bilim danışmanı var Jhon Holdren. Bu adam küresel ısınmayla mücadele için atmosferin spreylenmesini savunuyor. Yine aynı adam dünya nüfusunun çok olduğunu ve azaltılması gerektiğini de çeşitli beyanatlarında dile getiriyor.

ABD’de bir çok kurum Aliminyum’un doğada çok uzun sürede çözülen kansorejen madde olduğunu raporlarında sundu. ABD’nin CNN kanalı 2009 yılında bir yayın yaptı. Biyolojik silahlar konuşuldu. Bu yayında ABD’nin atmosferi dünya nüfusunu azaltmak için spreylediği söylendi. Hiçbir ABD yetkilisi de itiraz etmedi, yalanlama gelmedi.

Sonra ne oldu?

Eylül 2009’da Aliminyum ve Baryum’a dayanıklı Gen Araştırmaları için patent alındı.

Şimdi düşünün…

Tohumların, meyva ve sebzelerin, hastalık içeren maddeler olduğunu düşünün, hastalık içermeyenler ise GDO’lar yani Genetiği Değiştiril(me)miş Organizmalar. Size hastalık içermeyen tek tohumun bu olduğunu söyleyip, sizi bu tohuma mecbur etseler?

İşte böyle gıda kontrolü sağlıyorlar…

Eski CIA çalışanı Jhon Getson, CIA’dan emekli olduktan hemen sonra BBC kanalına bir belge sundu, bu belgeye göre CHAMTRAİL speylemesi ile dünya nüfusu belirli ölçüde azaltılabilirdi. Ancak Jhon Getson bu belgeyi yayınladıktan bir hafta sonra, belirlenemeyen bir sebepten intihar ederek hayatına son verdi.

Sonuç olarak bugün Türkiye semalarında halen bu uçaklar rahatça dolaşıyor ve spreylenmeye devam ediyoruz…

Kürşad Berkkan

Bu yazı www.oncevatan.com sitesinden alıntılanmıştır.

Ciğerlerimizdeki Nanotüpler

0

 

 

Bu ay E-BioMedicine dergisinin yayınladığı makalede; araştırmacılar, sürekli karbon nano tüpleri soluduğumuza işaret etti. Astımlı 64 çocuk üzerinde testler yapan araştırmacılar; akciğer sıvılarının analizleri sonucun da, farklı teknikler kullanılarak her sıvı numunesinde insan yapımı karbon nanotüpler bulduklarını kayda geçirdiler.

Numunelerin 5’i üzerinde ise, araştırmacılar; çok sayı da farklı analitik teknik kullanılarak, makrofajlar (dokularda bulunan patojenlerin, ölü gözelerin, hücresel kalıntıların ve vücuttaki yabancı maddelerin yutulmasından sorumlu hücrelerdir. Makrofajlar doğuştan bağışıklık sisteminin bir bölümüdürler) içinde ki karbon nanotüpleri de buldu. Bu hücreler de bile nanotüplerin görülmesi, üzerimizden atılan kimyasalların doğruluğunu kanıtlar nitelikte.

Araştırmacılar önemli bir şey daha ekliyorlar; karbon nanotüplerin kaynağının belli olmadığını da belirttiler. Kimyasal Püskürtme operasyonlarının gizli yürütülmesi nedeni ile kamuoyuna sunulacak araştırmalar yapılmadığından dolayı, kesin bir bilgi verememektedirler.

Karbon nanotüplere uzun süre maruz kalmak; akciğerler üzerinde asbest benzeri etkilere (kansere dönüşebilen lezyonlar ve enflamasyonlar) sahip olabileceğine dair kanıtlar vardır. 1960’lardan beri asbestin akciğer kanserine ve akciğer zarı kanserine sebep olduğu bilinmektedir.

Nanopartiküllerin insan vücudunda en önemli giriş ve hedef organı akciğerlerdir. Solunum ile akciğerlere alınan partiküller, akciğer zarına kadar ulaşır.

Yanma sonucunda oluşan nanopartiküllerin yol açtığı akciğer hasarının ana mekanizmalarından biri, farklı genetik faktörlerinin aktivasyonuyla, proinflamatuvar protein sentezinin uyarılması ve oluşan oksidatif stresin neden olduğu hasardır. Nanopartiküllerin yüzey alanı ile oksidatif stresin neden olduğu inflamasyon arasında önemli bir bağlantı olduğunu bildirmişlerdir.

 

Lancet Oncology dergisinin Aralık sayısında IARC adına bu raporu hazırlamakla yükümlü bir grup araştırmacı; çok tabakalı 7 nolu karbon tüpün (MWCNT-7) el de mevcut hayvan deneylerine dayanarak (rodentler üzerinde yapılan invitro çalışmalar) insanlar için muhtemel kanser yapıcı (karsinojenik) bir madde olarak yani Grup 2b altında sınıflandırıldığını belirtmektedirler.

 

RESİM

Sonuç olarak, nanopartiküllerin canlılar üzerinde zehirli etkilerinin olduğu canlı ortam da (in vivo) ve laboratuvar ortamında (in vitro) araştırmalarla gösterilmiştir.

 

RESİM

 

Karbon nanotüpler; daha duyarlı analizler sağlamak amacıyla biyobelirleyici (biyomarker) tabanlı proteomik ve genomik teknolojiler de, manyetik rezonans, ultrason, floresan, nükleer ve bilgisayarlı tomografi gibi radyolojik alanlar da, moleküler görüntüleme, ilaç geliştirme sistemleri, hedefe yönelik tedavi, aşı geliştirilmesi gibi amaçlarla kullanılmaktadır. Elektriksel, mekanik ve ısısal (termal) özellikleri nedeniyle elektronik, bilgisayar ve havacılık endüstrisinde yaygın olarak kullanılan karbon nanotüplerin; işlenmemiş form da çok hafif oldukları için, hava da asılı hal de kalıp, akciğerlere ulaşma potansiyeli taşıdığı belirlenmiştir. Kimyasal püskürtmeler içeriğinde bulunan karbon nanotüplerin hava da asılı kalmasının nedeni de budur. Uçaklar tarafından püskürtülen nano partikül ağır metaller; saatlerce hava da asılı kalır ve su buharı özelliği kesinlikle taşımaz.

 

 

Nanotüplerin çeşitlerine yani atomların diziliş şekline göre elektriksel özellikleri de değişmektedir. Metalik nanotüplerin elektrik gerilim yoğunlukları gümüş ya da bakır gibi metallere kıyasla 1000 kat daha fazladır. Çaplarının milyonlarca katı uzunluklara ulaşabilen karbon nanotüpler sağlamlık, elektrik iletkenliği, ısı iletkenliği gibi özellikleriyle de başka malzemelere göre daha avantajlı. Nanotüplerin çapı veya altıgenlerin dizilimi nanotüplerin elektrik akımını iletme özelliğini etkiler. Bu nedenle havaya püskürtülen yüksek elektriksel yeteneği olan nanotüpler; atmosferin iletkenliği sağlanır ve elektromanyetik cihazlar vasıtası ile gökyüzüne verilen frekanslarca yönlendirilebilir iklim potansiyelini oluşturur.

 

 

Gördüğümüz tüm hava koşulları; yüksek teknolojik elektromanyetik aygıtlarının antenleri vasıtası ile, alçak dalga fonksiyonlarını gökyüzünde kullanmaları neticesinde yönlendirilen bulutlar ve hava akımlarının doğal süreçte gerçekleşmemesinin nedeni yapay oluşumlardan ve operasyonlardan kaynaklıdır.

 

 

Başlangıcı 1950’lere dayanan iklim manipulasyu operasyonları; kimyasal püskürtmeler ile entegreli biçim de sistematik düzenekte çalışırlar. Hava şartlarını kontrol eden elektromanyetik cihazların zeminini sağlayan kimyasal püskürtmeler; içeriğin de özellikle karbon nanotüpler bulundurur ve hava da yüksek iletkenlik sağlar.

 

Yararlanılan Kaynaklar ;

http://www.popsci.com/you-probably-have-carbon-nanotubes-in-your-lungs?src=SOC&dom=tw

http://www.psr.org/environment-and-health/environmental-health-policyinstitute/responses/iarcs-review-carbon-nanotubes.html

www.thelancet.com/oncology Vol 15 December 2014

 

Bu yazı, www.geokomplo.com sitesinden alıntılanmıştır.