Darüşşifalar Kimler İçin Yaptırılır

Darüşşifalar kimsesiz muhtaç hastalara hizmet vermek için genelde padişahlar, onların hanımları, kızları veya varlıklı kimseler tarafından yaptırılıyordu. Darüşşifaları bugünkü hastaneler gibi düşünmememiz lazım. Çünkü o devirde herkes hastasına evinde bakıyordu. Zapt edilemeyecek deliler ve salgın hastalıklara yakalanıp tecrit edilmesi gerekenler dışındaki her hasta kendi evinde annesi, hanımı, kız kardeşi veya hizmetliler tarafından himaye edilir ve bakıma alınırdı. Hasta eğer bilinen basit bir hastalığa yakalanmışsa önce evdeki tecrübeli hanımların bakımı ile tedaviye alınır, şayet basit bir hastalık değilse hekim çağrılırdı. Hekim ailenin gelir düzeyine göre ödeyebilecekleri ücret alan hekim olur veya ailenin güvendiği hekim o ailenin gelir durumunu bilip ona göre ücret alırdı. O hekim eve gelir, hasta için gerekenleri aileye tarif eder, ilaçlarını hazırlar ve gönderirdi. Hekim gerektiği zaman hastayı tekrar ziyaret eder hastalığın gidişatını kontrol ederdi.

Darüşşifalar ise o şehirde böyle himaye edecek, bakacak kimsesi olmayanlar içindi. Bu müessese hastasına bakacak durumu olmayan fakir ve kimsesizler ile o şehirde yakını olmayan yolcuların hastaları için sığınılacak mekanlardı. O şehirden geçen yolcular, seyyahlar, tüccarlar, ticaret için uzun yollara düşmüş görevli hizmetliler hastalandıklarında bu hastanelerde tedavi ediliyorlardı. Darüşşifalar kimsesiz ve bakıma muhtaç hastalar için açılan ve bütün hizmetlerini hiçbir ücret almadan yapan müesseselerdi.

Darüşşifalarda Hastalığın Teşhisi

Darüşşifaya gelen hastaların teşhisi için ilk muayeneyi yapan tabib-i evvel için hastalığın teşhisi çok önemlidir. Bunun için hastanın muayenesi ve sorgulanması önemlidir. Hekim hastadan bu bilgileri alırken bütün hünerini göstererek hastanın sakladığı veya unuttuğu teşhisle ilgili her şeyi sormaya gayret ederdi. Konusunda usta olduğu için hastanın rengi, kokusu, konuşması, terlemesi, gözlerinin ve yüzünün şeklinden ilk teşhisini yapardı. Darüşşifa hekimleri işinin ehli alanında uzman, bütün ayrıntılarıyla tıbbı bilen kişilerden seçildiği için genellikle hasta ile ilk konuşma sırasında hastalığı doğru teşhis etmiş olurdu. Bu teşhise göre hemen tedaviyi başlatırdı. Hekim her gün hastayı kontrol eder, teşhisinin doğru olup olmadığını tetkik eder, verdiği ilaçların etkisini izlerdi. Bu arada tıp öğrencileri de yanında olur, onlara da kontrol ettirir, fikirlerini alırdı.

İDRAR MUAYENESİ

İlk teşhise göre bir  tedavi uygulanmasını başlatan hekim bununla yetinmez, teşhisin doğru olduğunu anlamak için her sabah hastanın idrarını kontrol ederdi. O devirlerde hastalık teşhisinde birinci derecede gözle inceleme ise ikinci derecede önemli olan idrarla teşhisti.

Osmanlı hekimleri bunun için hastanın sabahki ilk idrarını kullanırlardı. Teşhis için hastanın idrarı önemli ise, yani başka türlü hastalığı ayıramamışsa uygulanan kurallar vardı. Hasta mümkünse akşamdan itibaren bir şey yemez ve su içmez idi. Sabah kalkınca ilk idrarını verilen bir kaba yapar, onu da görevliler cam bir kaba aktarırlardı. Bu cam idrar kapları özel olarak hekimlerin istediği büyüklükte ve yuvarlıkta idi. İdrar kaba alınınca özel şartlarda hekimi beklerdi. İdrar kabı sıcak ve soğuk rüzgarlara tabi tutulmayacak ve çalkalanmayacaktı. Sabah hekim vizite geldiğinde önce bu idrar kabına bakardı. İdrarın rengi, tortusu, dibinde birikenler, üstündeki tabaka, çalkalandığı zaman verdiği köpük hepsi hastalığın belli özelliklerini taşırdı. Bu bilgiler tıp kitaplarında yer aldığı gibi hekimin tecrübesi ve ustalığı da burada önemlidir. Bazı kitaplarda bu şekildeki idrar muayenesinde hekimin, kadın hastanın hamile olup olmadığını veya hastanın ölüme yakın olup olmadığı tespit ettiğini yazarlar.

NABIZLA TEŞHİS

Darüşşifa hekimleri seçilmiş, tecrübeli hekimler olduklarından hastalıkların teşhisinde ‘’nabız bakmaya’’ ayrı önem verirlerdi. Nabızla teşhis eski tıpta çok önemli olup, hekimin kullandığı anahtarlardan biriydi. Hekim hastanın nabzına muayenesi sırasında bakardı. Hem sorgular hem de nabzını kontrol ederdi. Sağ elinin iki parmağı ile hastanın bileğindeki damarlara hafif baskı ile bu bilgileri alırdı. Eski tıpta sadece nabız bakmak ile bütün hastalıkları teşhis eden hekimler vardı. Darüşşifa hekimleri ise, diğer bulgular yanında nabzı da destekleyici olarak kullanıyorlardı. Bu hünerlerini tıp öğrencilerine öğretirler ve onların aldığı nabzın doğru olup olmadığını kontrol ederek eğitimlerini sürdürürlerdi.

Tıp kitaplarında hastanın ruh durumuna göre nabzının farklı atması güzel hikayelerle anlatılır. Bunlardan biri de, çok hasta olan ve hiç iyileşemeyen bir güzel kızın hastalığının aslında bedensel bir hastalık olmayıp kavuşamadığı bir aşk meselesi olduğunun teşhisidir. Hekim ser verip sır vermeyen hastanın nabzına bakarak bu aşkı teşhis etmiş, sevdiğinin kim olduğunu, hangi şehirde ve hangi mahallede olduğunu bile sorgularken nabız atışlarından anlamıştır. Bu şekilde nabızla teşhis her hastalıkta kullanılıyordu. Nabızla kadının gebe olup olmadığı hatta doğacak çocuğun kız mı erkek mi olduğu da saptanabiliyordu. Nabızda düzgün olmayan atışlar, sık sık veya aralıklı atışlar dolgun veya zayıf atışlar hekim için ipuçları idi. Usta hekimler hastanın nabzına bakarak hastalığın gidişatını, iyileştirme sürecini veya ölüm atışlarını fark ederlerdi. Osmanlı tıbbında hekimin uyması gereken en önemli kurallardan biri, hastanın öleceğini nabız muayenesi ile anladığı zaman asla söylememesi idi. Hastanın hastalığının ümitsiz olduğu veya öleceği asla söylenmezdi. ‘’Allah’tan ümit kesilmez’’ ve sonuna kadar hastadan el çekmezdi. Hastalığın son dönemlerinde tedavi ile hasta yorulmaz onu rahatlatıcı ve ümit verici uygulamalar yapılırdı.

DARÜŞŞİFADA TEDAVİ

Darüşşifada tedavi kesinlikle parasızdı. Hastaneye gelen hasta, kapıcı tarafından içeriye alınır ve yıkanabilecek durumdaysa hamamda yıkanır ve hastane kıyafeti verilirdi. Hastanın yakını varsa, eşyaları ona teslim edilir yoksa emanete alınır, her şey katip tarafından kaydedilirdi. Hekim hastaneye geldiğinde hastayı muayene eder teşhisini yaptıktan sonra nerede yatırılacağını tespit ederdi. Bütün muayenelerde diğer hekimler ve tıp öğrencileri de yer alırdı. İlk konsültasyondan sonra hemen ilaçları tespit edilir, yiyeceği gıdalar, rejimi belirlenirdi. Hastaya bu şekilde tedavi başlanır ve hekim hastaları her gün iki defa ziyaret ederdi. Bu ziyaretlerde hastalığın gidişatına göre ilaç ve yiyecekleri değiştirilir gerekirse hekim acil olarak tekrar çağırılırdı.  Hastanın her istediği karşılanmaya çalışılır. Özellikle tedavisi için psikolojinin önemi dikkate alınarak bütün hizmetlilerin güler yüzle gönlü okşayan sözlerle muamele etmeleri şart koşulurdu. Hasta iyileştiğinde hastaneden taburcu edilir, gerekirse nekahet dönemi aynı külliyenin içinde üç gün misafir kabul eden imarette geçirilirdi. Ayrıca darüşşifalar haftada iki gün poliklinik hizmeti de görüyor, hastasını evinde bakıp da ilaç ve hekim için verecek parası olmayanlara ücretsiz bakılıp, gereken ilaç veriliyordu. Darüşşifaya gelemeyecek hastaların yakınları hastanın durumunu anlatıp gereken ilacı alabiliyorlardı. Yalan yere hastalık bahanesiyle gelenlere ve zenginlere ilaç verilmesi yasaktı. Bu konuda hile yapanlar ’’ Firavun ve Karun Laneti ‘’ ile cezalandırılması niyaz edilirdi.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.